top of page

Kadına Şiddet ve Saklı Gerçekler

Bu hafta kitap inceleme yazımda içimi koca bir çığlıkla dolduran iki romandan bahsetmek istiyorum.


Konusunu bilmiyordum...


Yazar ve Yazar Koçu Özlem Abut Otluoğlu‘nun Saklı Gerçekler adlı romanının küçük bir çocuk, güzel bir kadın ve yakışıklı bir iş adamı arasında geçtiğini kitabın arka kapağında görmüştüm. Sırlarla dolu olduğunu da öğrenmiştim. Merakla okumaya başladım.


Kitabın gayet neşeli ve keyifli geçen, aşkın yavaş yavaş tırmandığı ilk yüz sayfasını okuduğumda, yazarın sosyal medyada yayınlanan bir videosuna denk geldim. Yazar romanında “bir erkeğin sevdiği kadına neden şiddet uyguladığını” irdelediğini söylüyordu.


En başında bilsem, beni çok etkileyeceğini tahmin eder ve okumaya belki de hiç kalkışmazdım. Fakat artık çok geçti. Tam da, kitaptaki yakışıklı iş adamı, güzel kadına hastalıklı bir öfke duymaya başlamadan önceki bölümdeydim.


Bile bile okumaya devam ettim, o kadar sürükleyiciydi ki… Üstelik çok da güzel yazılmıştı. Hani bazen insanın aklına yatmayan detaylar olur, soru işaretleri belirir. Bir tanesine bile rastlamamıştım (sonuna kadar da rastlamadım).


Derken şiddet başladı. Ben bile, bu kadar tetikleneceğimi düşünmemiştim.



 

"Ünal amacına ulaşmayı başarmıştı. Ela kendini Ünal'a karşı geliştirdiği tüm olumsuz düşüncelerden, hislerden dolayı suçlu hissediyordu şimdi; nasıl davranması gerektiğini iyice şaşırmıştı. Ürkek adımlarla çalışma masasının arkasına geçti, Ünal'a sarıldı. Mağdur değil anlayışsız bir eş gibi hissediyordu kendini. Ünal akıl almaz bir manipülatördü, tecrübesiz karısını parmağında oynatmayı iyi biliyordu." -Saklı Gerçekler s.158-

 

Kadına şiddeti ele alan bir başka roman: Ölümüne Aşk


En son, geçen yaz, sevgili arkadaşım, Eğitimci-Yazar İnci Yılmaz Şimşek‘in Ölümüne Aşk romanını senaryolaştırırken böyle hissetmiştim. Gözlerim büyümüştü ve kalbimi sıkan bir el vardı sanki. Cendereden çıkamıyor, kitabı kapatıp bir kenara koyamıyordum. Sahneleri gözümün önünde canlandırıyordum. Sanki şiddet gören kadın kahramanın bedenine giriyor, çırpınıyor, çırpınıyordum…


 

"Bir kadın tarafından doğuruldum ve bir erkek tarafından öldürüldüm, beni omzunda yine kadınlar taşıdı fakat cenaze namazımı erkekler kıldı." -Ölümüne Aşk s.13-

 

Çok zorlanmıştım ama arkadaşıma söz verdiğim gibi senaryoyu zamanında tamamlayıp bir çıktısını Antalya Film Festivali (Altın Portakal) Edebiyat Uyarlaması Senaryo Yarışması‘na göndermiştim. Sonrasındaysa tek bir yapımcıya bile gönderemedim; sanki o senaryo çekmecenin dibinde gözden kaybolursa kadın cinayetleri de ortadan kalkacakmış gibi. Arkadaşımın kitabı hakkında bir kitap yorumu bile yazamadım.


Bu arada gerçek hayatta kadınlar öldürülmeye devam ediyordu. Belki de en yapmamam gereken şeyi yaptım. Bu haberlere kulaklarımı tıkadım. Çünkü nefes alamıyordum. Sahi, sen dayanabiliyor muydun? Hatta kadın cinayetleri hız kesmeden devam ettiğine göre şöyle sorayım: Dayanabiliyor musun?


Saklı Gerçekler bittikten sonra


Biraz önce Saklı Gerçekler’i okumayı bitirdim. Kitabın kadın kahramanı Ela gittikçe kapana kısılıp daha fazla şiddet gördükçe, aynı geçen yaz olduğu gibi boğuluyorum sandım. Yazar, Ela’nın akıbetini son ana kadar açık etmedi (sana da sürpriz olsun). Kitapta tempo ve heyecanın bir an bile düşmemesi, takdire şayandı. Esasen, Özlem Abut Otluoğlu sadece çok iyi bir yazar değil aynı zamanda yazarlığın öğreticiliğini de yapmaktayken, bana yorum düşmez. Kaldı ki ben de kendisinden pek çok teknik öğrendim, öğreniyorum*. O yüzden Saklı Gerçekler’i, ne kadar başarılı yazıldığı ile ilgili incelemeyeceğim. Romanın bende uyandırdığı hisleri anlatmaya devam etmek istiyorum.


Neden “kurban” oluyoruz?


Sorun gözler önündeyken Ela’nın gerçekleri görmek istememesi çok garipti. Tıpkı arkadaşımın Ölümüne Aşk romanındaki isimsiz kadının da görmediği/göremediği gibi. Garip ama sadece romanlarda değil, gerçekte de böyle oluyor. Neden? Anlamıyorum. “Yok canım, bana olmaz” diyoruz. Ama oluyor.


Sonra kendimi de sorguluyorum: Çok mu seviyoruz biz hapishaneleri? Hepimiz kendimize o hapishanelerin irisinden ufağına birer kopyasını inşa etmiyor muyuz? Evet kiminin avlusu daha geniş, kiminin penceresi daha büyük ama hepimizinki parmaklıklı! Aramızdan kaç kişi çıkıp da "ben evliliğimde/ilişkimde kısıtlanmıyorum, özgürce kendim olabiliyorum" diyebilir? Bazen kendimizden vazgeçmemizi partnerimiz bile istemiyor bizden. Kendimiz isteye dileye takıyoruz görünmez prangalarımızı. Ruhu olan kadınların güvenli kalelere kapatılıp başlarına da bekçi olarak birer ejderhanın dikildiği masallar mı bizi aşkın böyle bir şey olduğuna inandırdı? Tıpkı Saklı Gerçekler’deki Ela gibi birer “kale prensesi” mi olmak istiyoruz?


Kadına şiddet konusunda ne yapabiliriz?


Sebep aramam da bitince, ne yapabilirim diyorum? Ben ne yapabilirim? Sokağa çıkıp özellikle genç kadınları bulup hepsiyle tek tek konuşmak, yalvarmak istiyorum. Yapmayın, gözünüzü açın; kimsenin sizi değiştirmesine, hele hele şiddet uygulamasına asla izin vermeyin, kendinize dikkat edin, diye. Şiddet gören kadınları evlerinde ziyaret etmek, çantalarını ellerimle toplayıp onları kendi evime taşımak istiyorum, güvende olsunlar diye.


Fakat bu işte bir terslik var. Suçu işleyen erkekken, kapatılan neden kadın olsun? Zarar gören kadını bir kaleden kaçırıp başka bir kaleye tıkmak çözüm mü?


Bunu bana, boşanma ile ilgili hazırlamakta olduğum kitap için yaptığım röportajlar sırasında tanıştığım bir kadın da söylemişti. Şiddet gören kadınların saklandığı güvenli evler var, belki biliyorsundur. Güveni batsın! Tehdit eden erkek elini kolunu sallayarak gezerken, yine kadını kapatan zihniyet batsın!


Ne yapabilirim diye düşünmeye devam ederken, bahsettiğim kitapların, elini taşın altına koyan kadın yazarlarını tebrik etmek istiyorum.

Sorumluluk sahibi yazarlar İnci Yılmaz Şimşek ve Özlem Abut Otluoğlu’nun adlarını bir kere daha anmak istiyorum.

Ölümüne Aşk ve Saklı Gerçekler gibi, büyük bir yaraya: “kadına şiddet” konusuna yer veren kitapları sana da tavsiye ediyorum. Bu eserleri al, oku, okuttur. Etrafında sevdiğin ne kadar genç kadın varsa hediye et...


…ve şunu söylemek, hatta haykırmak istiyorum:

Kadına şiddet son bulsun!

Mağdurun hakkını onurluca koruyan İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girsin!


*Özlem Abut Otluoğlu, sosyal medya hesabında her gün çok değerli bilgiler paylaşmaktadır. Kurgunun herhangi bir dalında yazmaya meraklıysan, kendisini takip etmeni öneririm.


Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


bottom of page