top of page

"Deniz'in Ormanı"nı okumak...

Deniz'in Ormanı, okuru "birlik bilinci"ne yaklaştırmaya adanmış, sürükleyici bir roman.

Reenkarnasyon, organ nakli, aşk gibi her biri tek başına binlerce roman yazdırabilecek konular, Deniz'in Ormanı'nda bir arada -titizlikle- işlenmiş.

Yazar Nihan Uycan Özen eserinde çok ince bir matematikle, sadece konuları değil zamanları-mekanları-ruhları da birbirine bağlamayı başarmış.





Kitabın ana kahramanı Deniz, üniversiteye hazırlanan, yaşıtlarından çok farklı, bilge bir delikanlı. Sanata, doğaya, okumaya çok düşkün. Bir de, çocukluğundan itibaren görüp işittiği fakat kimseyi inandıramadığı bazı deneyimleri var.


Deniz, başta ailesi olmak üzere etrafındaki insanlara kendini anlatmaya çalışırken yazar da onunla birlikte; analitik düşünmeye alışmış, pozitif bilimlerin sunduğu kanıtlardan başkasına inanmayan batılı beyinlere, doğunun alışık olduğu tekamül yolunda fener tutuyor.


Bana göre Deniz’in Ormanı çok anlam yüklü olduğu için, rastgele zamanlarda okunacak bir kitap değil. Okuma sürecimde, boş kaldığım anlarda elim hemen bu kitaba uzanmadı. Öncesinde dingin bir ruh halinde olmam, bir anlamda Deniz'in Ormanı'na girmeye hazır olmam gerekti. Fakat böyle bir psikolojiyle okumaya başladığımda da, içinden çıkmak istemedim; sayfalar su gibi aktı.


Yazarın betimlemeleri, okuyucuyu alıp doğruca romandaki mekanlara götürebiliyor. Orman tasvirleri o kadar başarılı ki, okurken yabani hayvanların seslerini bile duyduğumu sandım. Hele Deniz'in çatı katındaki odası öyle güzel anlatılmış ki, karakterlerin orada oldukları bölümlerde ben de bir köşede dikilerek onları izliyor ve antika eşyalarla döşenmiş odanın kokusunu alıyor gibiydim.


Ölüm Son Değil...


Deniz'in Ormanı bana Eşkıya filminde Baran'ın, Cumali’ye söylediklerini hatırlattı:

“Korkma sadece toprağa gideceksin… Sonra toprak olacaksın… Sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin… Oradan özüne ulaşacaksın… Çiçeğin özüne bir arı konacak… Belki… belki o arı ben olacağım.”

Bu filmi sinemada izlediğim 15 yaşımda, sonsuzluk kavramıyla ilk kez karşılaşmıştım.


İlerleyen yaşlarımda, yine bitmeyen bir döngü içinde olduğumuzu konu edinerek beni derinden etkileyen bir başka eser de Darren Aronofsky'nin The Fountain (Kaynak) filmi oldu. Defalarca izlediğim bu film, ölüm korkumu yenmeme çok yardım etti.


Deniz’in Ormanı da reenkarnasyon, sonsuzluk, bir olmak gibi fikirler ile ilk kez karşılaşanlar için bu filmlerin bendeki etkisini yaratacaktır diye tahmin ediyorum.

 

Her ÖLÜM erken ÖLÜM derler...

Aslında her ÖLÜM geç kalmış bir KAVUŞMADIR

KAYNAK'la!


Deniz'in Ormanı

 

Aşk!


Deniz’in Ormanı ölümün yanında aşkın karşılıklı-karşılıksız versiyonlarının da irdelendiği bir roman.

Yazar aşkın; dünyadaki tüm varlıkların ruhuna dokunmanın ilk adımı olduğunu anlatıyor.


Romanın sonunda ise aşk, reenkarnasyon ve karma felsefesi hakkında akılda şu soruları bırakıyor:

"Aşık ruhlar, farklı yaşamlarda tekrar buluşabilir mi? Hatalarımızın bedelini sonraki yaşamlarımızda çeker miyiz? Peki şu anda daha önceki hayatlarımızda yaptığımız kötülüklerin bedelini ödüyor olabilir miyiz? Eğer öyleyse bunların tekrar tekrar karşımıza çıkmaması için nasıl bir telafi yoluna gidebiliriz?"


Bu spiritüel konular hakkında farklı bir bakış açısı sunan Deniz'in Ormanı'nı okumanı tavsiye ederim. Seni sürüklediği düşüncelere dalmaktan korkma. Ruhunun dünyaya daha yüksek bir yerden baktığını hisset. Sonra da o huzurla güzel bir uyku çek. Deniz'in yaptığı gibi uyanır uyanmaz gördüğün rüyaları not etmeyi de unutma: belki sana da bir yerlerden mesaj vardır...


Ayrıca bu dokunaklı hikâyeyi bir film ya da dizide izlemek çok güzel olurdu eminim. En kısa sürede böyle bir projenin de gerçekleşmesini dilerim.

20 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page